Seçim Sonuçlarından Çıkarttıklarım



Türkiye seçimini yaptı.

Ülkenin yönetim şekli tamamen değişti.

Yeni bir devir başladı.

Almanlar, die Zeit wird siegen (Zaman kazanacak!) der; geçip giden zaman içinde ülke olarak neler kazanacağımızı ve neler kaybedeceğimizi yaşayarak göreceğiz. Ancak yine de seçim sonuçlarına dair bazı değerlendirmeler yapmak mümkün.

Sade bir vatandaş olarak seçim sonuçlarına dair yaptığım okumalardan şunları çıkarttım:

1. Recep Tayyip Erdoğan, 2002 yılında milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmayan bir siyasetçi olarak çıktığı yolun sonunda, artık Türkiye'nin yönetimini tamamen ele geçirmiştir, bütün yetkileri kendinde toplamayı başarmıştır. Yeni sistemde, hiçbir denge ve denetleme mekanizması yoktur. Ülke, tamamen bir tek kişinin insafına terkedilmiştir. Bundan sonra, Türkiye'nin en üst mahkemesi bir faninin vicdanından ibarettir.

2. Akp, seçimin kaybedenlerindendir. Akp zihniyeti tamamen iflas etmiştir. Akp'nin varlığı artık sadece Tayyip Erdoğan'ın varlığıyla kaimdir ve hiçbir tek adam saltanatı ebedi değildir. Akp, yazın en sıcak günlerini yaşasa da önü kıştır; dünya dönmeye devam ediyor zira. 

3. MHP, seçimden kimsenin beklemediği bir başarıyla çıkmıştır. Devlet Bahçeli, seçim sonrası yaptığı değerlendirmede, milletin kendilerine denge ve denetleme görevi verdiğini dile getirdi. Fakat, açılan çığır, meclisi ve siyasi partileri lüzumsuz birer ayrıntı haline getirdiğinden, Bahçeli, hayalini kurduğu denge ve denetleme vazifesini asla eda edemeyecektir. Sistemin sigortası yoktur. Eğer Devlet Bahçeli'nin yönettiği MHP'nin böyle bir sigorta görevini yerine getirebileceği husunda ısrarlı olanlar varsa onlara da 'sigortası Bahçeli olan sistemin....' der geçerim. MHP, ağzına çalınacak bir parça balla yetinip, şükürle ve niyazla geçirecek önümüzdeki günleri.


4. Muharrem İnce, yeni bir muhalif lider olarak Türkiye siyasetinde sahneye çıkmıştır. Bugüne kadar, birkaç etkili meclis konuşması ve başarısızlıkla sonuçlanan genel başkanlık yarışları dışında, siyasette varlık gösterememiş olan İnce, elli günlük seçim çalışmaları neticesinde muhalefet için umut olmayı başarmıştır. Muharrem İnce, yeni dönemde Tayyip Erdoğan'ın en büyük rakibidir. Üstelik, yetmiş yaşına merdiven dayamış, yorgun ve yıpranmış Erdoğan için güneş guruba doğru kayarken, İnce için şafak yeni yeni sökmeye başlamıştır. Umarım bu büyük değer, CHP içindeki kısır çekişmelerin kurbanı olmaz.

5. Kemal Kılıçdaroğlu istifa ederek CHP genel başkanlığını derhal Muharrem İnce'ye bırakmalıdır. Seçim sonrası yaptığı değerlendirmeler isabetsizdir. Bunca mağlubiyete rağmen, partinin genel başkanlığında kalmak istemesi halinde bunu bir şekilde başarabileceğini düşünüyorum. Fakat bu, CHP için tam anlamıyla felaket olur.

Kılıçdaroğlu'na Victor Hugo'nun şu sözünü hatırlatıyorum: ''Yerini vaktinde terketmeyi bilmek gerçek olgunluktur; sadece acizler kalmakta ısrar eder.''


6. Meral Akşener, kendinden bekleneni verememiştir. Seçim sürecinde Akşener, tarihimizde eşine az rastlanan bir medya sansürünün hedefi olmuştur. Ayrıca son derece kısıtlı imkanlarla yapılan seçim çalışmaları engellemelerle karşılaşmış, İYİ Parti gönüllüleri pek çok yerde saldırıya uğramıştır. Bu bakımdan İYİ Parti'nin elde ettiği oy oranı başarı olarak değerlendirilebilir. Millet İttifakı çerçevesinde İYİ Parti'nin CHP ile yanyana gelmesi ülkücülerden gelecek oyların yeniden MHP'ye dönmesine sebep olmuştur. Bu ittifakın İYİ Parti'ye oy kaybettireceğini öne sürdüğü için, çeşitli eleştirilere maruz kalan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ haklı çıkmıştır. Aynı okuma Saadet Partisi, açısından da doğrudur. AKP'den Saadet Partisi'ne kayacak seçmen, Saadet Partisi-CHP birlikteliği nedeniyle tavır değişikliği göstermiştir. 

7. Nasıl ki Erdoğan karşısında rüzgar Muharrem İnce'den yanaysa, Devlet Bahçeli karşısında da rüzgar Meral Akşener'den yanadır. Bu nedenle sol cenahtan Akşener'e yapılan eleştirilerin hiçbir anlamı yoktur.


8. HDP, mümessili olduğunu iddia ettiği Kürt vatandaşların büyük kısmının oyunu, özellikle Doğu ve Güney Doğu'da Akp'ye kaptırmıştır. Bunun en önemli sebebi, partinin PKK ve terörizme dayalı mücadeleyle arasına mesafe koyamamış olmasıdır. Selahattin Demirtaş, bütün çabalarına rağmen 'teröristlerin siyasi temsilcisi' görüntüsünden kurtulamıyor. Kürtlerin HDP'ye yeterince teveccüh etmemesini, OHAL şartlarında yaşanan çifte standartlara ve Cumhurbaşkanı adayı Demirtaş'ın tutuklu olması gibi garabetlere bağlamak mümkün olsa da yetersizdir. HDP, bütün Türkiye'yi kucaklayan bir söylem geliştiremiyor. Önümüzdeki dönemde de bu manzaranın değişebileceğini sanmıyorum. Bu gidişatın sonunda emanet oylar, er ya da geç HDP'yi terkedecektir.

9. Doğu Perinçek'in seçmen nezdinde hiçbir karşılığının olmadığı bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Perinçek, sidik zoruyla topladığı yüz bin imzaya rağmen akıllara zarar iddialı açıklamalar yaparak gerçeklikten ne kadar kopuk bir siyasetçi oldduğunu yine ortaya koydu. Buna rağmen, Perinçek ve ekibinin İran Parlementosu'nda alkışlarla karşılanması, Rusya ile Türkiye arasında arabuluculuk yapabilecek kadar etkili olması, Aydınlık Hareketi'nin Türkiye'de 'dokunulamaz' hale gelmesi, ancak karanlık bağlantılarıyla izah edilebilir. Yeni dönem Perinçek ve ekibine meydanda at oynatmak için bolca fırsatlar sunacaktır.

10. Türkiye, her bakımdan karanlık bir döneme girmektedir. Çok ağır bir ekonomik kriz kapıdadır. Tek adam yönetimi Türkiye'nin dünyada zedelenmiş itibarını sıfırlayacaktır. İç ve Dış politikada büyük savrulmalar yaşanabilir. Çanlar çalmaktadır. Sürdürülemez bu halden ne şekilde çıkılabileceği ise tam bir muammadır.

11. Ve son olarak demokrasinin anavatanı Eski Yunan'dan bir büyük bilgenin sözlerini hatırlayalım. Bakın 2300 yıl önce Platon neler söylemiş:

Demokrasinin esas prensibi, halkın egemenliğidir. Ancak toplumun kendini yönetecekleri iyi seçebilmesi ancak iyi bir eğitimle mümkündür. Eğer bu olmazsa, demokrasi otokrasiye yani tek bir kişinin mutlak, sınırsız biçimde iktidarı elinde tuttuğu bir siyasi sisteme döner. Halk övülmeyi sever. Onun için güzel sözlü demagoglar başa geçebilir. İnsanlar oy toplamasını bilen herkesin, devleti yönetebileceğini sanır. Oysa demokrasi bir eğitim işidir. Cahil kitlelerle demokrasiye geçilirse, oligarşi olur. Bu sürdürülürse demagoglar türer. Onlardan da diktatörler çıkar.

Türkiye'de 24 Haziran günü, sandık başına gidilerek yapılan faaliyet, demokratik bir seçimse şayet, işte ben hülasa olarak bunları çıkarttım o seçimin sonuçlarından.

Yalnız Muhalif

 NOT:
Bu blogdaki yazıları takip etmek için yukarıdaki 'abonieren' butonuna basmanız, e-mailinizi vermeniz ve e-mail adresinize gelecek onay linkini tıklamanız yeterli olacaktır.

Kommentare

  1. Doğru ve yerinde tespitler. Kalemine sağlık...

    AntwortenLöschen
  2. Teşekkür ederim, yakaladığınız ilginç noktalar varsa paylaşmanızı rica ederim.

    AntwortenLöschen

Kommentar veröffentlichen