MUTLAKA SEYRETMENİZ GEREKEN 12 FİLM



Diktatörlük Üzerine Filmler, Film Tavsiyeleri, Mutlaka Seyretmeniz Gereken Filmler, Nazi Dönemini Anlatan Filmler, Nuri Bilge Ceylan ve Tarkovski, Öğretmenlerin Seyretmesi Gereken Filmler, Çok Şey Öğreten Filmler, Ders Veren Filmler, Sinema

Seyrettiğim ve seyrederken çok şey öğrendiğim on iki filmi size de tavsiye ediyorum:



 

1. Imagine

 ''Gözlerini kapamazsan göremezsin.'' (Dücane Cündioğlu, filmi bu sözle tavsiye etmiştir.)

 
Polonyalı rejisör Andrzej Jakimowski'nin senaryosunu yazıp sinemaya kazandırdığı film, seyirciyi derin düşüncelere daldırıyor. Imagine'de, kendisi de görme engelli olan sıradışı bir öğretmenin, atandığı görme engelliler okulunda başından geçenler anlatılıyor.

Polonya, Portekiz, Fransa ve İngiltere ortak yapımı olan film Lizbon'da çekilmiş. 2012 yılında seyirciyle buluşan bu harika film 105 dakika sürüyor.

Imagine filmi Türkçe'de Hayallerin Ötesinde diye adlandırılmıştır.



 

2. Die Welle 

Dennis Gansel ve Peter Thorwarth tarafından senaryosu yazılan filmde Jürgen Vogel bir öğretmeni canlandırıyor. Öğrencilerine diktatör yönetimlerin toplum üzerinde nasıl hakimiyet kurduğunu anlatmak için proje hazırlayan bir öğretmen, sınıfındaki öğrencilerle birlikte sun'i bir totaliter sistem kuruyor. Kısa süre içinde öğrencilerin rollerine kendilerini kaptırmalarıyla, bu masum deney kontrolden çıkıyor.


Her insanın içinde nasıl da faşist bir canavarın barındığını ustalıkla anlatan Almanya yapımı bu film, başta Almanya ve Avusturya olmak üzere birçok ülkenin okullarında ders olarak işlenmiştir.

2008 yılında seyirciyle buluşan filmin Türkçe adı, Tehlikeli Oyun.

Özellikle öğretmenlerin mutlaka seyretmelerini tavsiye ederim.




3. Der Untergang (Çöküş)


  

''Halk ölmeyi haketti, bizi onlar seçti.''  Adolf Hitler


2004 yılında yapılan Der Untergang filminin yönetmeni Oliver Hirschbiegel.


Film, dünyanın gördüğü en zalim diktatörlerden biri olan Hitler'in son günlerini, özellikle de son altı saatini, sekreteri Traudl Junge'nin gözünden anlatmaktadır. Berlin işgal edilmek üzeredir ve Hitler sığınağında sinir krizleri geçirmektedir. Tarihin ve kaderin kendisine büyük bir vazife yüklediğine, kendini ve etrafındakileri inandırmış bir çılgının sonunu, bu film kadar etkileyici anlatan çok az sinema yapıtı vardır.

Filmin birçok sahnesinde, Hitler'in peşinden sürüklenen Alman halkının psikolojisine başarılı vurgular yapılmıştır.

Filmde, yenilginin kaçınılmaz olduğunu gören propaganda bakanı Goebels'in, çocuklarını zehirledikten sonra intihar edişi de çarpıcı bir biçimde canlandırılmıştır.

Der Untergang'da, Adolf Hitler'i oynayan Bruno Ganz'ın oyunculuğu gerçekten göz dolduruyor.


 

4. Atonement (Kefaret)

Ian McEwan'ın Kefaret adlı meşhur romanının sinemaya uyarlanmasıyla çekilen filmin yönetmeni Joe Wrigt'tır. Bütün zamanların en iyi İngiliz filmleri arasında gösterilen Atonement, 2007 yılında çekilmiştir ve seyirci üzerinde müthiş bir etki bırakmayı başarmıştır.


1935 senesinde on üç yaşında bir çocuk olan Briony, ablası ile ablasının çocukluk arkadaşı arasında yaşanan bir şakalaşmayı uzaktan gözetlemiş ve gördüklerini hayal gücüyle birleştirerek bambaşka bir şekilde yorumlamıştır. Hayalinde canlandırdığına gerçekten inanan küçük kız, hem kendisinin, hem ablasının, hem de ablasının çocukluk arkadaşının hayatını tamamen değiştirecek bir hataya imza atacaktır.

Peki bu hatanın kefareti mümkün olabilecek midir?

Atonement, seyirciyi kesinliğinden emin olduğu şahitlikleri bile tekrar tekrar sorgulamaya çağırıyor.


 

 

5. The Last King of Scotland (İskoçya'nın Son Kralı)

 ''İnsanlığa tıbbı ve mimariyi biz (Ugandalılar) öğrettik.'' Idi Amin

 
Nicholas Garrigan, yeni mezun olmuş İskoçyalı genç bir doktordur. İdealist bir insan olan Garrigan, misyoner teşkilatına katılarak Uganda'ya gider. Yıl, 1970'tir. Uganda'da diktatör Idi Amin, darbe yaparak yönetimi ele geçirmiştir. Yaşananlar, genç doktorla acımasız diktatörün yollarını kesiştirir. Idi Amin, ilk bakışta nüktedan ve çocuk ruhlu bir insandır. Doktor Garrigan diktatörün gerçek yüzünü gördüğünde olaylar çoktan içinden çıkılmaz bir hal almıştır. 

İskoçya'nın Son Kralı, 2006 yılında Kevin Macdonald tarafından çekilmiştir. 2 saat 5 dakika süren filmi seyrederken gerçekten etkileneceksiniz.  

Filmi ilk kez seyrettiğimde dudaklarımdan şu cümleler dökülmüştü:

Bütün diktatörler sanki aynı tornadan çıkmış.


 

6. Piyanist 

2002 yılında Roman Polonski tarafından çekilen Piyanist filmi, Polonyalı piyanist Wladyslaw Szpilman'ın, Nazi zulmünden nasıl kurtulduğunu anlattığı otobiyografisinden sinemaya uyarlanmıştır. Film, gerçek bir hayat hikayesinden yola çıkarak, Nazi işgali altındaki Polonya'da yaşanan acıları ve Hitler Almanyası'nın zalim yüzünü bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.


Çoktan sinemanın klasikleri arasında yerini almış bu filmi mutlaka seyretmelisiniz.



 

7. Truman Show

Amerikalı rejisör Peter Weir tarafından 1998 yılında çekilen Truman Show'un başrol oyuncusu Jim Carrey'dir.


Truman, dünyanın en güzel adalarından birinde mutlu bir hayat sürmektedir. İnsanların hiçbir sorunla karşılaşmadığı bu adada doğan, büyüyen ve evlenen Truman, birgün ölmüş babasını sokakta görür. Ölü olarak bildiği babasını gördüğünden emindir ancak babası birdenbire ortadan kaybolmuştur. Bu olaydan sonra yaşadıklarını sorgulamaya başlayan Truman, sonunda hayatını geçirdiği adanın bir televizyon tarafından kurulduğunun ve yaşadığı her anın milyonlarca insan tarafından izlendiğinin farkına varır.  Truman'ın bütün hayatı tamamen kurgudur.

Truman Show, popüler kültüre ve televizyon dünyasına yapılmış en etkili eleştirilerden biri olarak sinema tarihine geçmiştir.


 

8. Kış Uykusu

Nuri Bilge Ceylan'ın 2014'te vizyona giren ve Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye'ye layık görülen Kış Uykusu filmi, tam anlamıyla bir sinema başyapıtı. Eski bir tiyatro oyuncusu olan ve sahnelere veda ettikten sonra Kapadokya'da babasından kalan bir oteli ve diğer gayr-i menkulleri idare ederek hayatını sürdüren Aydın'ın, yaşamından bir kesiti işleyen Kış Uykusu'nda Haluk Bilginer, Demet Akbağ ve Melisa Sözen başrolleri oynuyor. 

 

İnsan ruhundaki çelişkilere ve aydın-halk çatışmasına ayna tutan bu film, seyirciyi derin düşüncelere davet ediyor. Hayata dair hemen her konuda sabit fikirleri olan ve etrafındaki bütün insanları kendince idare etmeye ve küçümsemeye temayül gösteren Aydın, aslında çok da yabancısı olmadığımız bir karakter. Aydın'ın kendisinden çok genç olan karısı ve eşinden boşandıktan sonra yanına taşınan ablasıyla yaşadığı çatışmalar, Nuri Bilge Ceylan filmlerinde alışık olmadığımız şekilde, uzun konuşmalarla seyirciye aktarılıyor.


Kış Uykusu, Nuri Bilge Ceylan'ın yaşayan en büyük Türk yönetmen olduğu yönündeki kanaatleri perçinliyor.


 

9. Nostalghia 

Bir damla, bir damla daha; iki damla etmez. Daha büyük bir damla eder. (1+1=1)

 
Sinemanın şairi olarak adlandırılan, büyük usta Tarkovski'nin 1983 yılında sürgünde olduğu İtalya'da çektiği Nostalgia, bir şairin, intihar etmiş bir müzisyenin hayatını araştırırken, İtalya'da karşılaştığı bir meczupla yaşadıklarını anlatır. Şairin çıktığı seyahat kısa süre içinde bir iç yolculuğa dönüşecektir.

Sinema tarihinin en girift filmlerinden olan Nostalgia'da, büyük yönetmen, birçok felsefi yaklaşıma işaret etmiştir. Filmin sonuna doğru, meczubun, şehir meydanındaki bir heykelin üzerine çıkarak attığı nutuğun ardından, kendini yaktığı sahne son derece etkileyicidir.

Meczubun nutkundan, şu çarpıcı cümle daima aklımdadır: Fazla büyük usta kalmadı, zamanımızın gerçek kötülüğü budur.

Ayrıca filmin açılış ve kapanış sahneleri, on iki dakika süren mumlar sahnesi de muhteşemdir.

Filmi seyretmeden önce, Tarkovski ve Nostalgia üzerine yazılmış bazı inceleme yazılarını mutlaka okumanızı salık veririm. Hem Tarkovski hem de Nostalgia üzerine yazılmış birçok yazıyı internet ortamında rahatlıkla bulabilirsiniz.

Tarkovski'nin, Stalker (İz Sürücü), Zerkalo (Ayna), Solyaris (Solaris) gibi filmleri de şaheser niteliğindedir.

Meczup Domenico'nun nutkunu seyretmek için:

https://youtu.be/6unYmcTPjTA


 

10. Schindler's List (Schindler'in Listesi)

Steven Spielberg tarafından 1993 yılında çekilen Schindler'in Listesi, İkinci Dünya Savaşı sırasında, bin iki yüz Polonya Yahudisi'ni soykırımdan kurtaran Oskar Schindler'in hikayesini konu almaktadır. Film yaşanmış tarihi bir olaya dayanmaktadır. Alman bir iş adamı olan Schindler sahibi olduğu emaye ve mühimmat fabrikasında çalıştırmak suretiyle, bin iki yüz Yahudi'nin hayatını kurtarmıştır. 

Schindler'in, Krakov şehrinde bulunan fabrikası günümüzde müze olarak ziyarete açıktır.

 

11. Hotel Ruanda

2004 yılında Kanada, İngiltere, İtalya ve Güney afrika ortak yapımı olarak Terry George tarafından çekilen Hotel Ruanda filmi, Ruanda iç savaşı sırasında yaşanan tarihin gördüğü en büyük soykırımlardan birini konu alır. 1994 yılında Ruanda'da bulunan  Huti ve Tutsi kabileleri arasında, ülkede sömürgeci faaliyetlerde bulunan Belçika'nın da dahliyle başlayan ve Tutsilere karşı soykırıma dönüşen iç savaş 800.000'den fazla Tutsi'nin ölümüyle neticelenmiştir. Halbuki ülke nüfusunun %84'ünü oluşturan Hutularla, düşman olarak tanımladıkları Tutsiler arasında hiçbir belirgin etnik ayrılık mevcut değildir.


Konusunu, Ruanda iç savaşında yaşanan gerçek olaylardan alan Hotel Ruanda filmi, seçkin listelerde dünyanın en iyi filmleri arasında gösterilmiştir. Filmin Ruanda'da çekilen birkaç sahnesi dışındaki bütün sahneleri, Güney Afrika'da çekilmiştir.

12.  First They Killed My Father (Önce Babamı Öldürdüler)

 

Angelina Jolie tarafından 2017 yılında çekilen, Önce Babamı Öldürdüler filmi, Kamboçya'da, 1975-1979 yılları arasındaki kanlı Pol Pot rejiminin işkencehanelerinde, hayatta kalma mücadelesi veren beş yaşındaki bir çocuğun hikayesini konu alıyor.

Pol Pot
Asıl adı Saloth Sar olan diktatör Pol Pot, Fransa'da eğitim gördüğü sırada komünist fikirlere ilgi duydu. 1963 senesinde, Kızıl Kmerler adında bir gerilla örgütü kurarak silahlı mücadeleye başladı ve 1975 senesinde Kamboçya'nın yönetimini ele geçirmişdi. Akla ziyan fikirlerini uygulamaya başlayan Pol Pot için, en büyük tehlike eğitimli insanlardı. Bütün okulları kapatarak işkencehaneye çevirdi. Şehirlerde yaşayan insanları köylere göç ettirerek pirinç tarlalarında çalışmaya zorladı. Pol Pot'un dört yıllık yönetimi sırasında 7 milyonluk Kamboçya nüfusunun yarısı vahşice katledildi. Kurulan işkencehaneler günümüzde müzeye çevrilmiş durumdadır. Kan donduran yöntemlerle öldürülen (Binlercesi, kurşunla infaz çok masraflı olduğundan satırlarla,çivilerle ya da sopalarla öldürülmüştür.) insanların kafatasları ibret vesikası olarak sergilenmektedir.

1998'de kalp krizi nedeniyle ölmeden birkaç gün önce kendisiyle yapılan röportajda, Pol Pot şunları söylemiştir:

İnsanların ölümleriyle ilgili vicdanen müsterihim. Bütün bunları tek başıma yapmadım!





Yalnız Muhalif / 13 Eylül 2018

Bu blogdaki yazıları takip etmek için yukarıdaki 'abonieren' butonuna basmanız, e-mailinizi vermeniz ve e-mail adresinize gelecek onay linkini tıklamanız yeterli olacaktır.









Kommentare