SORGULAMAYA BAŞLAMADAN ÖNCE OKUNMASI GEREKEN YAZI




Bu yazı hayali bir konuşmadan ibarettir. 

 

Okuyalım:


-Usta, ben artık bir şeyleri sorgulamak, itiraz etmek istiyorum. Yolunda gitmeyen çok şey var. Çelişkilerin içine battık sanki. Kafama yatmayan bazı hususları dile getirsem, caiz midir? 

-Tabii ki. Fikir özgürlüğü çok önemlidir. Her aklı başında insan özgürce fikirlerini söylemeli, içinde bulunduğu yapıya eleştirilerini yöneltebilmelidir. Biz hep bunu savunduk şimdiye kadar, biliyorsun.

-Gerçekten mi, yani biz de mi? Çok sevindim. Şimdiye kadar hep içimde tuttum, artık salacağım ne varsa. 

-Tabii tabii, rahat ol! 

-Başlayayım o zaman.

-Başla başlamasına da. Önce kendine bir sor bakalım, bu eleştirileri, bu sorgulamaları yaparken samimi misin? Yani fitne-fesat peşinde olmadığından emin misin? Biliyorsun, bozgunculuk çıkarmak çok büyük günahtır. Yüce Kitabımızda, fitne katilden şiddetlidir buyrulur.

-Yok usta, haşa! Ne fitnesi, öyle bir niyetim yok. Yani ben... 

-Hayır, az önce konuşmaya başlarken dikkat ettim, sağ gözün dışarıya doğru bakıyor. Münafıklık alametidir, aman diyim! 

-Hiç farketmedim, ciddi mi? Sağ gözüm mü? Dün gece uyuyamadım; hep içine düştüğümüz vahim ahvalden çıkış yolları düşündüm. Uykusuzluktandır. 

-Bilmem artık, dikkatimi çekti de; demedi deme sonra! 

-Usta, eminim ben. Samimiyetimden şüphem yok. Fitne peşinde de değilim, eminim kendimden. 

-Bak işte, emniyet hissi. Senin için endişelenmeye başladım. Emniyet hissi küfürdür. 

-Nasıl yani usta, korkutma beni! Ben sadece yolunda gitmeyen bazı şeylerle ilgili fikirlerimi dile getirmek istiyorum. Hepsi bu. Hem sen hep demez miydin, 'Demokrasiden geri dönüş olmaz', 'Fikir özgürlüğü kutsaldır' diye. Fikrimi söyleyeceğim işte. 

-Söyle tabii yavv, sana söyleme diyen mi var? Tuhafsın haa.. Konuş, dök eteğindeki taşları. Başla hadi!

-Dur, heyecanlandım. Nerden başlasam?! 

-Yahu, madem nerden başlayacağını bilmiyorsun, ne diye ortalığı karıştırıyorsun?

-Tamam, buldum.

-...

-Mesela...

-Hiç mesela, diye başlanır mı? Bir konuşmanın girişi olur, gelişmesi olur, sonucu olur. Önce giriş yapacaksın, sonra örneklere geçeceksin!!!

-Ha tamam, öyle yapayım. 

-Tabii, dile getireceğin yanlışların doğrularını bilmen gerekir. Yoksa, eleştirilerin boş demektir. Doğrusunu bilmediğin şeye yanlış diyemezsin.

-Kafam karıştı.

-Belli belli kafan karışmış. Birisi mi dolduruyor seni, takıldığın adamlara dikkat et. Bak bizim rahmetli Cemil Abi de böyle başlamıştı, sonra malum... 

-Yok usta, kim dolduracak!? 

-Şeytan doldurur! 

-Haa.. 

-Manevi bir boşluktasın sanki... Yüzün de kararmış gibi. 

-Ben.. 

-Bak şu kısacık konuşmada kaç kere 'ben' dedin; enaniyetin tavan yapmış!

-Estağfirullah.

-Üslubun gittikçe bozulma eğiliminde sanki. Unutma, üslub-u beyan ayniyle insan, demiş atalarımız. 

-Tamam, dikkat ederim.

-Haaa. Bir de söylediğin her şey doğru olmalı; ama her doğruyu da her yerde söyleyemezsin tabii, çok ehemmiyetli bir husustur bu.

-Haa tabii, ahh eşek kafam...

-Hadi devam et şimdi!

-Usta ben.. yani biz... Bilmem ki ne desem?!

-Seni anlıyorum. Rahat ol, açıkça fikirlerini söyle. Ama dikkat et; yapıcı ol yıkıcı olma. Termimatörlük peşinde koşma! Hele şu zor dönemde ağzımızdan çıkana dikkat etmeliyiz.

-Bildiğim kadarıyla... 

-Ahh bilmediklerimiz ne çok! Kıt aklımızla bir şeyler bildiğimizi iddia edip duruyoruz.

-Yok, öyle demek istemedim. 

-Lafı eveleyip geveleme, konuşacaksan konuş. İşim gücüm var.

-Ama usta sen beni konuşturmuyorsun ki. Konuşmadan nasıl fikirlerimi söylerim, nasıl eleştiririm? Daha hiçbir şey diyemedim. 

-Sen eleştirinin sadece konuşularak mı yapılabileceğini zannediyorsun?

-Başka nasıl olacak?

-Ahh gafil kardeşim ahh!!! En güzel eleştiri susmaktır, bazen. Bence, sen sus. Hiç kimse susan bir insanı yenemez. 

- ...


Yalnız Muhalif / 6 Ekim 2018

Kommentare